Deneme Yazıları: 04

Oğuz ÇAY

Bilgi, Bilim ve Bilimsel Metot Üzerine
-ayrıca matematik, hukuk ve kesin doğru hakkında-


Anlatıma başlamadan önce bu yazıda bazı sık kullandığım kelimeleri -anlam karmaşıklığına sebebiyet vermemek için- hangi anlamda kullandığımı belirtmek istiyorum (eğer kelimeler konusunda anlaşabilirsek tartışmamız ve fikir alışverişinde bulunmamız daha sağlıklı olur diye düşünüyorum).
Evren: Uzay ve uzayda yer alan her şeyin toplamıdır.1
Gerçek/Varlık: Evren ve içinde bulunan her fenomen ve olay (Ayrıca varsa bilmediğimiz evrenleri de kapsar)
Madde: Kütlesi ve/veya enerjisi bulunan her şey.2
Doğru: Gerçeğe en yakın bilgi.
Bilgi: Gerçeği, betimlemek, anlamak ve anlatmak için kullandığımız kodlar bütünü.


İçinde yaşadığımız dünya hakkında doğru bir şeyler söyleyebilmek için bilginin öneminden ve nasıl kazanıldığından bahsetmek son derece yerinde olur. Doğru bilgiye ulaştığımızda ise temel olarak hayatta kalma şansımız arttığı gibi, insani gereksinimlerimizi de daha kolay ve zararsız halledebilmemiz mümkündür. Bilgi dağarcığımız genişledikçe evrene, dünyaya ve yaşantımıza dair problemleri çözebilme imkanımız artar veya çözüme daha fazla yaklaşırız ve içinde yaşadığımız evreni daha iyi anlarız.
Davranışlarımızın büyük çoğunluğu sahip olduğumuz bilgilerle gerçekleşir. Evreni doğru anlamak ise her fenomen arasındaki ilişkileri doğru şekilde kavrayabilmekten geçer. Bilim nedir? Bir bilginin bilimsel sayılabilmesi için hangi özellikleri taşıması gereklidir? Dilerseniz bu soruya yanıt vermeden önce bilgi çeşitlerinden bahsedelim.
Bilgi çeşitlerini başlıca sıralarsak: Gündelik bilgi, tarihi bilgi, tekniki bilgi, sanat bilgisi, felsefi bilgi, doğa bilgisi ve doğabilimsel (kuramsal) bilgidir (bunlar daha da çeşitlendirilebilir, tamamen bize bağlıdır).3 Örneğin “İlk mikroskop ne zaman ve kim tarafından icat edildi sorusunun cevabı” tarihsel bir bilgidir. Öte yandan basit olarak “Bardak masanın üzerindedir” ifadesi gündelik bilgiyi aktarır. Ek olarak “İklim çeşitlerini” açıklayan bilgi bir doğa bilgisidir.
Bilginin çeşitlerinin olması, onların farklı metotla kazanımlarını gerektirir. Çoğu gündelik bilgi için basit duyu organları ve derin olmayan düşünsel nitelikler gerekliyken, daha karmaşık doğa olaylarını açıklamak için, çok daha fazla veri, gözlem ve derinlemesine düşünsel nitelik gerekir. Doğabilimsel bilgi, evrensel bir olayın, veya doğa olaylarının nasıl gerçekleştiğini izah etmeye yarayan, gözleme dayalı ve temel kabul edilen bilimleri oluşturan (fizik, kimya, biyoloji, astronomi) ve bu bilgilerden yararlanarak oluşturulabilen bir bilgi türüdür. Nihai gerçeğe ulaşmayı amaç edinen birisi doğabilimsel bilgiden faydalanmadan bunu gerçekleştiremez. Sadece tekniki, tarihi ve gündelik bilgilerle nihai gerçeğe ulaşmamız mümkün değildir.
Bizim “yer çekimi” dediğimiz olguyu açıklamaya çalışan kütle çekimi teorisi doğabilimsel bir bilgidir. Diğer yandan evrimi açıklamaya çalışan kuramsal bilgi ise “evrim teorisi” dir. Biz bugün kütle çekiminin gerçekliğini bildiğimiz gibi bunun nasıl oluştuğu hakkında nihai gerçeğe ulaşamadık. Aynı şekilde evrim olgusunun gerçekliğini ve ayrıca temelde nasıl işlediğini bildiğimiz gibi hala tam olarak bilemediğimiz evrimleşme süreçleri bulunmaktadır. Burada şu ayrımı yapmayı gerekli görüyorum: Gerçek, evrenle alakalıdır; bilgi ise bizle alakalıdır. İnsan olmadığında bilginin varlığından da söz edilemez, aynı şekilde kütle çekiminin gerçekliği de insanın varlığından bağımsızdır. Örneğin DNA dizimiz, gerçekte olan bir olgudur ancak DNA dizimize göre çıkarımlarda bulunmak ona bilgi atfetmektir. Akla gelebilen her bilim dalı için bunu söylemek mümkündür. Yani biz olmasak onlar da olmazdı.
Bilim, kullandığı metot ve nemalandığı veriler ile gerçekliği tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermeyi amaçlayan bir uğraşıdır. Dolayısıyla geleceğe sağlıklı şekilde ulaşabilmek için onun yol göstericiliğini kullanmadan edemeyiz. Bilim bize doğrudan doğruya talimatlar vermemekle birlikte olabilecekler hakkında -bizim çıkarımlarımıza dayanan- adeta ipuçları vermektedir. Dünyada biyolojik kimliğimize uygun yaşamak istiyorsak nesnel gerçekliği göz ardı edemeyiz. Nitekim daha az sorunlu bir yaşamın kapılarını aralamak evreni ve dünyayı doğru bir şekilde anlayabilmekten geçer.
Bilimin ne olduğunu sevgili Celal Şengör’ün “Bilgiyle Sohbet” adlı kitabında geçen Popper’in tanımıyla anlatmak istiyorum: “Bilim, içerdiği ifadeler, gözlem raporlarını oluşturan ifadelerle yanlışlanabilecek düşünce sistemlerinin tamamına verilen addır”.4
Her düşünce ve söylem, bir bilimsel ifade olmadığı gibi bir ifadenin bilimsel sayılabilmesi için belirli şartlar gerekmektedir. Böylelikle dile getirilen düşüncenin sahihliği hakkında bir ön anlaşma yapmış oluruz. Bir düşüncenin veya söylemin, bilimsel sayılabilmesi için:

  1. Gözleme dayalı olması
  2. Problemin çözümlenmesi için bir hipotez içermesi
  3. Bu hipotezin çeşitli gözlem metotları ve uygulamalarla yanlışlanabilir olması
    gerekmektedir.5 6 Ek olarak bilimsel metot için son madde:
  4. Hipotez çetin sorularla ve deneylerle sürekli sınanmalıdır.
    Sınavı geçen (yanlışlanamayan) varsayımlar (hipotez) doğru, geçemeyenler de yanlış kabul edilir. Bu, gerçeğe ulaşmada son derece doğru, gerekli ve insan yaşamına yol gösteren bir yöntemdir. Sebebine gelince, birincisi, bilimsel bakış küçümsenemeyecek derecede gerçeğe en yakın gözlemsel raporlarının akıl süzgecinden geçirilmesiyle kazanılmıştır. İkincisi ise aklın en önemli pusulamız olduğunu varsayarsak, bilimsel bakış açısıyla kazanılan düşünce sistemlerimizin yerine koyabileceğimiz daha iyi bir düşünce sistemi bulunmamaktadır.
    Sahte bilim hakkında
    Ne yazık ki bilimin yanında sahte bilim denen bilimi baltalayıcı bazı faaliyetler yürütülmektedir. Sahte bilimin amacı, gerçeği aramak değil, dogmatik inançlara realite kazandırmak ve onları haklı çıkarmaktır. Bilim insanlarının, evren ve dünyadaki problemleri çözebilmek için ortaya atmış oldukları hipotez niteliğindeki çözüm denemelerinin koyu savunucuları olmalarının iyi bir yönü vardır. Neredeyse hiçbir bilim insanı ortaya atmış olduğu hipotezin yanlışlanmasını istemeyecektir. Sebebi, ortaya atılan hipotez problemi çözmek amacı taşıdığından bunun yanlışlanması büyük bir hayal kırıklığına neden olacağından bilim insanları hipotezlerini savunma yoluna giderler. Bu tutkulu gerçek arayışı ve hipoteze bağlanma, bilimi, sahte bilimden ayırmada önemli bir misyona sahiptir.7 Yapmamız gereken, sorulardan korkmadan ve bu kendi hipotezimiz olsa bile onu çetin sorularla ve deneylerle sürekli sınamak ve ona eleştirel bakmaktır.
    Matematik ve hukuk hakkında
    Şimdi söyleyeceklerimin matematikçilerin ve hukukçuların pek hoşuna gitmeyeceğini düşünüyorum. Gerçekten etrafımdaki pek çok matematikçiden “matematik kesin doğru bilgiyi verir” söylemlerini duymuşumdur. Matematikçilerin bu söylediklerinin ne anlama geldiğini aslında pek anladıklarını düşünmüyorum. Nitekim, matematik aslında düşünsel bir dildir. Matematik yaparken birtakım temel kabuller yapmış olursunuz ve bu kabulleri önceden yaptığınız için aradaki tüm düşünme faaliyetleri, kabul ettiğiniz önerme ile çelişemez. Bu faaliyetlerde ortaya çıkan şey bir “doğa bilgisi” değildir, birtakım kabullere ters düşmemektir aslında. Matematik bilgisi diye bir şeyden söz edebilir miyiz? Evet edebiliriz ancak bu bilgi türü matematiğin kabulleri arasındaki ilişkilerin bilgisidir, doğa bilgisi değildir. Esasen matematik, gerçeğe ulaşabilmek için icat edilen bir araçtır. Bilgimizi gerçeğe en uygun biçimde ortaya koyabilmek için kullanılan zihinsel bir araç…
    Benzer olarak aynı şeyi hukuk için de söylemek mümkündür. Hukukta da matematiktekine benzer kabuller yapmış oluruz ve bunun sonucunda bir yargıya varırız. Esasen, insanın olmadığı bir dünyada hukuk diye bir şeyin olduğunu düşünmüyorum. Bu, hukuk hakkındaki görüşlerimizi temelinden sarsan bir görüştür. Zira çoğu insan hukuku (haklar) bir doğa kanunu gibi görmektedir. Hukuk, zihnimizde başlayan ve resmileştirilen bir faaliyettir. Toplumda rahat ve düzgün yaşayabilmek için insanın icat ettiği kurgusal bir sistemdir.
    Kesin doğru hakkında
    Şimdi, görüşlerimizin temelini oluşturan konuyu daha iyi anlayabilmek için biraz daha felsefik bir bakış açısı sunmak istiyorum: “Bardak masanın üzerindedir” ifadesine geri dönmek istiyorum. Bu bilginin gerçekliğini anlamamız için doğa bilgisine ihtiyacımız yoktur ancak bu bilgi doğrudur ve buna ulaşmamızı sağlayan milyarlarca yılın biyolojik evrimidir. Çünkü bu bilgiye ulaşabilmek için söz yerindeyse görebilmek ve aklıselim olmak yeterlidir. Ancak bu bilginin temelde bazı sorunları vardır. Çünkü bilgiyi oluşturan nesneleri betimlerken örneğin bardağı oluşturan atomlara “bardak” diyip geçtik halbuki orada bir bardaktan fazlası mevcuttur. Dolayısıyla böyle bir bilgide bile pek çok varsayıma gitmiş olduk ve bu varsayımlarımız “gerçek” perspektifinden bakılınca aslında “yanlıştır”. Çünkü gerçek dediğimiz şey, diğer bir deyişle bizim maddelerin ve olayların görebildiğimiz ve göremediğimiz kısımlarının bir bütünüdür. “Bardak masanın üzerindedir” ifadesi pek fazla işimize yaramadığı için bu problemlerin de bir önemi yoktur aslında. Fakat aynı durum gezegenlerin birbiriyle olan ilişkisini açıklamaya gelince bu problemlerin her biri bizim için önemlidir zira onlar çözümlenmeden nihai gerçeğe ulaşmamız mümkün değildir. Eğer bir olayda veya maddesel bir gerçeklikte gözlemleyemediğimiz (ki gözlem yetisi bile sınırlı biçimde bilgi vermektedir) bir yön var ise -ki bu her zaman böyledir- onlar hakkında söylenenlerin hepsi yanlış olur. Bu yüzden “kesin doğru” diye bir şeyden de söz edilemez.
    Dikkat edilirse bu mantık bizi bir yanlışlar silsilesine götürmektedir. Her söylenen söz, temelde yanlış olacağından ve kendisini yanlış biçimde açıklayacağından bu sürekli bu şekilde devam eder. Sizce bir sakıncası var mıdır? Bence yok gibidir.
  1. https://tr.wikipedia.org/wiki/Evren
  2. Bu konu tartışmalı olduğundan, şimdilik enerjinin bir madde olduğunu varsayıyorum. Bkz. https://khosann.com/maddenin-kokeni-parcacik-mi-yoksa-enerji-mi/
  3. https://tr.wikipedia.org/wiki/Bilgi
  4. Celal Şengör, Bilgiyle Sohbet, s. 443
  5. https://tr.wikipedia.org/wiki/Bilimsel_yöntem
  6. https://gelecekbilimde.net/bilimsel-metot-nedir-nasil-isler/
  7. K.R. Popper, Hayat Problem Çözmektir, s. 24

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: